AYDINLANMIŞ BENCİLLİK
- Follow Your Beat
- 22 Nis
- 3 dakikada okunur

Bugün itibariyle 27 Nisan 2026'ya kadar Güneş 27'nci kapıdan geçmekte.
Bugün bu etki ‘bencillik’ konusuyla bizlere ışık tutuyor.
Human Design Sistemi’nin kurucusu Ra sıkça ‘aydınlanmış bencillik’ kavramından bahsederdi.
Bu kavram, kişinin kendi uzun vadeli çıkarlarını, huzurunu ve sağlığını korurken, farkındalıkla başkalarına da fayda sağladığı, "kendine iyi bakmanın çevresine en iyi hizmet olduğu" anlayışına dayalı bir yaklaşımdır.
Sende olmayanı bir başkasına veremezsin. Bizim coğrafyada ve kültürde yetişmiş olan bir birey, alma - verme konularında malum çok koşullanır. Özellikle de bu kişi kadınsa.Vefalı olma, anlayışlı olma, kendinden ve bireysel ihtiyaçlarından ödün vererek bir diğerine gani gani sunma yoluyla ‘iyi’ bir insan olunabileceği empoze edilir zihinlerimize.
Human Design penceresinden bu konuya baktığımızda, kişinin tasarımında böyle bir koşullanmaya ev sahipliği edebileceğini gösteren bir çok farklı unsur mevcuttur.
Örneğin, ben-ötesi bir kişiliğe sahip olması (Kurtarıcı (5) ya da Rol Modeli (6) gibi), Projektör olması (bir diğerine odaklı bir enerji mekaniğine sahip olma ve fark edilme ihtiyacının güçlü olması gibi), tanımsız SP, Ego, Splenik, Baş ve G merkezlerinin olması gibi vs.
Dijital çağ ile birlikte öz olmayan (yani koşullanmış) davranışlar kollektifte zirve yaptı: kıyaslamalar, rekabet, kendini kanıtlama, etkili olma baskıları ne kadar her zaman mevcut olmuş olsalar da bu süreçte çok daha yoğun bir hale evrildiler.
Bununla birlikte kısa süreli alkışları, fark edilmeyi hedefe koyan, -mış gibi davranma halleri insanların hayatlarına hükmetmeye başladı.
Boşluk hakkında tedirginlik de malum böylece giderek arttı.
27 Nisan’a kadar hava durumu bizleri eylemlerimizin temeline gerçekçi bir yerden bakmaya davet ediyor.Aldığın sorumlulukları enerjiye dayalı bir yerden mi alıyorsun? Yoksa o sorumlulukları alırken ‘daha iyi, daha zeki, daha şefkatli, daha değerli, daha ...’ görüneceğini düşündüğün için mi alıyorsun?
Hayatındaki alma - verme konularında bir denge var mı? Verdiklerin her şeyden önce senin ruhunu, tinini ve bireysel gayeni besliyor mu?
Yani verdiklerinin içi dolu mu yoksa boş mu?
Koşullanmış davranışların kök salmış olduğu bir zihinde, hayatında bu konuları izlerken farkındalığın bir anda mevcut olacağına güvenemezsin. Zira o zihin koşullanmış kalıplarla o kadar bulanıktır ki öz olanı göremez.
Tam olarak bu nedenle ben Human Design Sistemi’nin bizlere sunduğu Strateji ve Otorite araçlarının eşi benzeri olmayan araçlar olduğunu düşünüyorum.
Çünkü her eylemin kişi için doğru ve öz bir yerden çıkacağının garantisi zihinde değil de Strateji ve Otoritesinde gizlidir!
Bu iki araç, varlığında güvenebileceğin yerlerden ortaya çıkar. Dolayısıyla hiç bir zaman seni doğru güzergâha yönlendirme konusunda yanıltmazlar!
Örneğin, bir Jeneratör’sün ve Stratejin ‘(hayata) yanıt/cevap vermeyi beklemek’. Sorumluluk almak ya da bir diğerine bir şey vermek ancak yanıtla ortaya çıktığında - hem senin için hem de karşındaki için - doğru ve değerli olur.Biri sana ‘Şöyle bir sorunum var ve bu işin içinden çıkamadım. Senin bu konuda bildiğin ya da önerebileceğin bir şey var mı?’ diye sorduğunda teoride sahne senindir. Lakin bir şey ‘sunmadan’ önce, o anda durumu Otoritenle teyit etmen en doğrusu olur.
Doğru olmayan ve koşullanmış kalıplardan atılan adım ise şöyle ortaya çıkar:
Biri sana ‘Böyle bir sorunum var ve bu konuda biraz uğraşmaktayım. Bakalım nereye varacak bu uğraşlarım.’ dediğinde kapalı bir durumdur burada paylaştığı şey. Sana bir soru yöneltmemiştir. Böyle bir durumda zihnin ‘ona yardım et, bu/şu ona çok iyi gelebilir hadi söyle vs.’ gibi öz olmayan hikayelerle eyleme iterse ve sen de karşındakine bir şeyler sunmaya kalkarsan, söylediklerin havada kalır ve bir diğerinde rahatsız edici bir his uyandırır.
Çokça vermeye ya da davetsizce fikir beyan etmeye koşullanmış insanlar genelde ‘ay onun/senin iyiliğin için canım’ cümlesinin ardına saklanırlar.
Nasıl bir kibir yatıyor değil mi bu cümlede?!
Sen kimsin ki bir diğerinin ihtiyaç duyduğu şeyi bildiğini iddia edebiliyorsun ...
Bu davranışların doğdukları yer her daim öz olmayandır. Çocukken ihtiyaç duyduklarını alamamış kişiler yetişkin olduklarında fark edilmek, sevilmek, değer görmek, zeki görünmek, güvenilmek, etkilemek vs için çok sevimsiz hallere bürünürler. 🙂
Bu nedenle güzel bir hatırlatma getiriyor bizlere bu transit.‘Önce sen kendini bil’ diyor. Kim olmadığını bilmek üzerinden doğuyor genelde farkındalıkların en sağlamı.
Human Design Sistemi bu konuda bizlere çok detaylı ve enfes bir kılavuz olabiliyor.
Sevgiyle🌷
_______________________________________________
27 Nisan, TR saatiyle 19:00'da LYD - Tasarımını Yaşama Atölyesi başlıyor.
Eğer ilgini çekiyorsa hala katılabilirsin, kontenjan dolmadı henüz.
Bu atölyede özellikle de öz olmayan davranışları, koşullanmışlıkları detaylıca işliyoruz merkezler üzerinden!
Detaylı bilgi için: humandesignelvin@gmail.com ______________________________________________ Görsel: Georg Ehrlich, 1920



Yorumlar