top of page

Eşiktelik - Lİminalite - Arada Kalmışlık

Genel bir hoşnutsuzluk, belirsizlik ve rahatsızlık halleri içinde süzülüyor musun?


Sanki eskiye dair bir çok şey ölmüş ya da bazı şeylerin değişmesi gerektiğini biliyorsun ama yeni olan da henüz oluşmamış gibi …


Gezegence büyük bir değişim sürecindeyiz. Bu geçişte kafa karışıklığı ve zorluk kaçınılmaz.


Dijital çağın öncesini ve sonrasını deneyimlemiş bir birey olarak, zaman zaman geri dönüp baktığımda her şeyin ne kadar da hızlı bir şekilde değişmekte, kaynaşmakta ve yayılmakta olduğunu hayretlerle izliyorum.


Planlama çağının (1610 - 2027 yılları arası) nimetlerinden gani gani faydalandık gezegence ve şu anda eskinin artık ne denli eski olduğuna ve böylece mazide kalması gerektiğine uyanmaya doğru itiliyoruz; hem kolektif hem de bireysel hayatlarımız ve hikayelerimiz üzerinden. Antropolojide ‘rite of passage’, yani hayatın geçişlerindeki törenleri (dönüm noktalarını) tanımlayan bir kavram vardır. Bu kavram ilk etapta Arnold van Gennep tarafından ortaya atılmış, daha sonra ise Viktor Turner tarafından geliştirilmiştir.


Van Gennep bu geçişi üçe ayırır:


1) pre-liminal geçiş: yeni bir aşamaya geçmeden önceki süreç


2) liminal geçiş: eşiktelik; eski olandan ayrışıp farklılaşma (yabancılaşma da diyebiliriz burada) ve yeni durumun ya da konumun henüz oluşmamış olmasının yarattığı bir ‘arada kalmışlık’ halini tanımlayan süreç


3) post-liminal geçiş: yeni olanla birleşme ya da bireyin yeniden, ama bu sefer farklı ve yeni bir benlikle toplumla birleştiği süreç


Bu üç geçişi hayatlarımızın döngülerinde görüyoruz. Örneğin, çocukluk - ergenlik - yetişkinlik üçlüsünde olduğu gibi.


Gezegence şu anda bir eşiktelik sürecindeyiz. Ve bu süreci tanımlayan en önemli unsurlardan biri BELİRSİZLİKtir. Yeninin ne olacağını, nasıl olacağını ön göremiyoruz ve bu durumda kontrolü üstlenmeye meğilli olan zihinlerimiz (buna ego da diyebiliriz) çok mızmızlanıyor, sesini yükseltiyor.

Çünkü zihin belirsizlikten hoşlanmaz.


Ve aslında potansiyel olarak uyanışımız da, şanslıysak, buradan doğabilir. Çünkü samimi bir yerden baktığımızda hayatlarımıza ve genel olarak yaşama, kontrol zaten hiç bir zaman bizlerin elinde değildi, öyle değil mi?


Burada teslimiyet kavramı devreye giriyor. Teslimiyet demek, pasif bir kadercilik haline bürünmek anlamına gelmiyor.


Hayat git gide hepimize bireysel hikayelerimiz üzerinden bir şeyi farkettiriyor aslında … ‘kendinin dışında hiç bir şeye ya da kimseye sırtını dayayamazsın’ diyor.


Human Design terimleriyle: kendinin dışında hiç bir şeye ya da kimseye kendi Otoriteni (gücünü) veremezsin. Bunu yaptığın an hüsran, öfke, acı ve hayal kırıklıklarıyla yaşarsın. Ve o büyük boşluk duygusu seni git gide, devasa bir kara delik gibi içine çekmeye devam eder.


2027 itibariyle gezegence yeni kollektif bir gerçeğe doğru adım atmaya başlayacağız. Planlama çağı sona eriyor, yerini (uyuyan) Zümrüdü Anka’ya bırakıyor. Hikayede, Zümrüdü Anka oluşturduğu yuvada yanarak ölür ve küllerinden yeniden doğar. Ama yeniden doğabilmesi için ilk etapta ölmesi gerekiyor.


İnsanlık olarak geçtiğimiz bu ölüm - doğum sürecinin bireysel olarak da hayatlarımızda yansımalarını deneyimliyoruz. Her birimizin hayatında bir süredir ‘ölen ya da ölmesi gereken’ parçaları mevcut. Bunlar yeniye yer açan (ego için sancılı) deneyimler olabiliyor.


Ama parçası olduğumuz bu devasa ve şahane orkestranın birliğinde iyi ve kötü ayrımı yok. Her ikisi de birbirini besleyip bütünü mümkün kılan kutuplardır.


Kendine ve yaşama dair farkındalık geliştirebilme şansına sahip olan kişi bilir ki hayatında yaşadığı en kötü deneyimleri de yaşadığı iyi deneyimler gibi onu şekillendirmiş, benliğini ve yolunu zenginleştirmiştir.


Alfa ve omega.

Yin ve yang.


Yaşama dair bu temel bilgelik binlerce yıldır mevcut zaten bu gezegende.


Belirsizlik, boşluk ve rahatsızlık hislerimiz bu iki kutbun arasında, yani eşiktelikten geçtiğimiz için.


Seni zaman zaman zorlayan bu süreçten geçmenin en pratik ve sağlam yolu, her günü yeni bir oyun alanı olarak görüp Strateji ve Otoritene sımsıkı sarılmaktır. Bunun da ötesinde hangi konularda hassas olduğunu, yani zihninin en çok mızmızlandığı yerleri ve bu konulara karşı yaklaşımını dönüştürmektir.


Sevgiyle 🌷

Yorumlar


  • Instagram
bottom of page